SiTeMe HoŞ GeLDiNiZ
  Muhammed Salih
 




MUHAMMED SALİH

Hayatı ve Siyasi Mücadelesi
( ö z e t )

Özbekistan Muhalefet Lideri Muhammed Salih, bundan yedi yıl önce, 1993'ün Nisan ayında vatanını terk etmişti. Ancak Özbekistan yönetimi Salih'i hiç unutmadı; nereye gittiyse orada barındırmamak için o ülkeye baskı yaptı.
Ayni zamanda Özbekistan’da yedi yıldır Salih'e karşı acımasız propagandalar yürütüldü; akil almaz suçlarla itham edildi ve hala bu dev karalama kampanyası devam ediyor.
Yedi yıldır Salih'in başkanlığını yaptığı Partinin üyeleri tutuklanıp, serbest bırakılmaya, ardından tekrar tutuklanıp, 10-20 yıl hapisle cezalandırılmaya devam ediliyor.
Yedi yıldır diktatör Kerimov'un ajanları dünya memleketlerine dağılarak, Salih'in bulunduğu yeri tespit etmeye çalışıyor ve tespit ettiklerinde de o ülkeden sinir dışı edilmesini talep ederek, Özbekistan tarihini yeni siyasi skandallarla zenginleştiriyorlar. Bu gün Özbekistan'ı diktatörlükle yöneten Kerimov, demokrasiden, ve halkın demokratik taleplerinin sonunda koltuğunu kaybedeceğinden korkuyor! Bu sebeple yedi yıldır siyasi rakibi Salih'in Özbekistan’a iadesini istiyor! Salih’te ne silah, ne ordu ne de para var! Salih mütevazı odasında oturup fikirlerini, düşüncelerini yazıyor!
Salih'in arkasında onun fikirlerine, demokrasiye inanmış ve yedi yıldır onu unutmayan, dönüşünü bekleyen bir halk vardır; korkutan işte o'dur!

Kimdir bu Türkistan’lı lider?
Ünü, şöhreti Sovyet ülkelerinin dışına taşmış bu Özbek şairi, fikir ve siyaset adamı bugün tam elli yaşındadır.
1949 yılanda Harezm'de doğdu. 1966'da Liseyi bitirdi; 68'de Sovyet Ordusunda askerlik görevine çağrıldı; 70'de terhis oldu. Ayni yıl Taşkent Üniversitesine kabul edildi, 75'de mezun oldu.
Öğrencilik yıllarında şiir ve tercüme denemeleri yapıyor, o dönemin genç kuşaklarına etkileyen ekzistansiyalizm'i inceliyor, J. P. Sartre, A. Camus, F. Kafka gibi ünlü yazarların eserleriyle yoğun olarak ilgileniyordu. Mezuniyet tezini de "Çağdaş Fransız şiiri" olarak seçmiş, hocaları tezini çok başarılı bulmuşlardı.
İlk kitabından itibaren bütün eserleri başta Rusça olmak üzere başka dillerde de yayınlandı. 77'de Moskova'ya giderek "Yüksek Edebiyat Enstitüsü" kurslarına devam etmeye başladı. Orayı da başarıyla tamamlayarak 79'da ülkesine döndü. 1975-85yillarinda yedi şiir kitabi yayınlandı. 1982'de "Dede Korkut Kitabi"'ni, 1986'da Ziya Gökalp'in "Türkçülüğün Esasları"ni Özbek Türkçesi’ne çevirdi.
Özbek Şiirinde "Metaforistik Akim" denilen yeni bir ekolün mimari olan Muhammed Salih, kısa sürede bütün Sovyet aydınlarının tanıdığı bir isim oldu! 1985 Ocağında kaleme aldığı, Özbek aydınlarının rejime başkaldırısı olan "Politbüroya Mektup" bütün Sovyet aydınları arasında derin dalgalanmalar meydana getirir. Bu sosyal depresyon onu politikaya iten bir etken olur.
Kendisi bu değişikliği söyle anlatıyor: "Siyaset bencildir, şöhret ve reklam ister; hem de kesintisiz olsun ister. Buna karşın şiir sanatı digerkamlik ister, sükunet ister... Buna rağmen biz siyasete girdik. Zira milletlerin tarihinde öyle dönemler vardır ki halkın özgürlüğü ve mutluluğu için kişisel rahatlıkların ve tercihlerin terkedilmesi zorunlu olur!..."
O dönemde Özbek gençleri üzerindeki etkisi ona bazı tavizler verilmesini sağladı. Mayıs 88'de Özbekistan Yazarlar Birliği Genel Sekreterliğine seçildi. Arkasından Moskova’nın arzusuyla Komünist Partisi Üyeliğine davet edildi. Bu daveti O, "Komünizm ters ufuktan doğmuştu, yine oradan (bati'dan) batacaktır!" diyerek reddetti. Halkının içinde vefakar arkadaşlarıyla mücadeleye devam etti. 1985-90 yılları yoğun siyasi faaliyet içinde geçti. 90 Şubatındaki seçimlerde Taşkent’te "Profesörler Mahallesi Seçim Bölgesinde" oyların %89'unu alarak Parlamentoya girdi.
Bu arada edebi çalışmalarını da ihmal etmiyordu. 90 yılı başlarında Türkiye Türkçesinden "Yunus Emre Divani" ni Özbek Türkçesine çevirdi ve yayınlattı. M. Salih'i bundan sonra hep politikanın içinde görüyoruz.
1988 yılının Kasım ayında üç yazar arkadaşı ile birlikte o donemin ilk muhalefet teşkilatı olan "Birlik Halk Hareketi"ni kurdu. 1989 ağustos ayında bu hareketten ayrıldı. 1990 yılının Nisan’inda ise "ERK Demokratik Partisi"ni kurdu ve başına geçti, hızla örgütlenmesini sağladı. Meşhur Özbek Şairi ÇOLPAN'in "Kişen" şiirindeki ‘’zincir giyme, boyun eğme, ki sen de hür doğdun!", mısrası Partinin sloganı olmuştu.
Partinin birinci hedefi "Özbekistan in Sovyetler Birliğinden ayrılması, özgür, demokratik, milli devlet kimliğine kavuşması" idi.
ERKin kuruluşu hakkında çeşitli spekülasyonlar yapıldı, bu konudaki dedikoduları bizzat KGB yaydı. Bu ilk milli hareketi zayıflatmanın başka yolu yoktu.
Birlik ismi tarihten gelen bir isimdir. Salih bu ismi seçti, çünkü Birlik - 1910 yılının ortalarında Türkistan ve Rusya Türklerinin kurduğu Türkçü hareketi temsil etmekteydi. Birlikten sonra kurulmuş olan ERK partisini de Salih kurmuştur. Bu isimde, ayni Birlik gibi Ceditçiler tarafından 1918 yılında kurulmuş olan Türkçü ERK teşkilatından gelmekteydi. Fakat bu tarihi bağı Salih’in dostlarının çoğu bilmiyordu, hatta hükümet te bilmiyordu. Sadece KGB biliyordu, fakat o da bu konu üzerinde fazla durmadı ya da durmağa zaman bulamadı, olaylar çok hızlı gelişiyordu. Hükümet gazeteleri Salih’i Pantürkizmli, ırkçılıkla suçlasalar da (1988), bunu Birlik hareketi için söyleyemiyorlardı.
Başka bir noktayı da vurgulamak istiyorum: Muhammed Salih Perestroyka donemi liderleri içinde komünist olmayan tek (Elçibey hariç) siyasetçidir. Sovyet döneminde yazdığı ve yayınladığı 11 şiir kitabından hiç birinde komünizmin yada onun dahileri hakkında tek bir kelime, bulamazsınız. Bu açıdan, Muhammed Salih Sovyet Birliğinde yeganedir.
Muhammed Salih’in 1983 de yazdığı ve 1986 da Gafur Gulam Neşriyatında yayımlanmış "Uzakteki tebessüm sayesi" kitabından bir şiir:

IKRAR

Heyecana salmaz şöhret visali.
Yeter, bir kez ona nazar salmışım.
Bayrağı gizlemiş cenkçi misali,
Arzuyu göğsüme dolab, sarmşım.

Ben küskün değilim maddi dünyaya,
Onunla rekabet edemem esla.
Güzel te ş bih yoktur. Benim hayatm -
Çok yavaş, çok yavaş sıvanan bir kol!

1983

Evet, Muhammed Salih 1983 de kendini yavaş davranmakta suçlayan bir Türk milliyetçisiydi.
Birlik hareketi, bizzat Salih'in halk içinde ve yazarlar arasında olan popülaritesi üzerine kurulmuştu.
Ve ilk dönem Birliğin ofisi için odayı da Yazarlar Birliğinden Salih ayırtmıştı. Butun bunlar Salih’in gecen yıl neşredilen "Yolname" kitabında açıkça dile getiriliyor. Muhammed Salih 1989 mayısında Birliğin 1. Kongresinde kendisine ısrarla teklif edilen Birlik başkanlığını reddetti, kendi yerine Polatov’u gösterdi, insanlar sadece Salih tavsiye ettiği için ona oy verdiler. Ancak bu şahıs 3 ay geçmeden Salih’in topladığı tüm aydınları, Hareketin beynini darmadağın etti, Birliği bitirdi. Ve bu başarısızlığın ocunu Salih’ten aldı. Salih’in taraftarlarını Birlikten çıkarmak için "Birliği ırkçılar işgal etti!", diye kürsüden haykırmaya başladı. Ve Salih Birliği bölmemek için 1989 ağustosunda (Hareketin 1. kurultayından sonra altı ay bile geçmemişti!) hareketten ayrıldı.
Salih Yazarlar Birliğinde yoğun çalışmalarına devam etti. 1989 yılında güçlü bir hareket olan Birlik 1990 başında marjınal bir gruba dönüştü, Salih’in hayal ettiği milli hedeflerin yerini kavga ve fitne aldı. Polatov’lar birbirlerini KGB ye jürnallamakla meşgul oldular. Salih’le Birliği kuran arkadaşları tekrar onun etrafında toplandılar ve 1990 nisanda ERKi kurduklarını ilan ettiler. ERK Özbekistan’ın tam bağımsızlığı için mücadelesini başlattı. ERK Partisi büyük kamuoyu desteğiyle 21 haziran 1990’da Özbekistan’ın Mustakıllık Deklarasyonunu parlamentoda kabul ettirdi. Bu gerçekten tarihi bir olay idi.
O donemde Sovyetler Birliğinde sadece Litvanya bağımsızlığını ilan etmişti. Tekrar ediyorum, Salih bazları gibi Perestroyka izin verdikten sonra milliyetçi olmamıştı. KGB zayıfladıktan sonra meydana atılmamıştı. Salih kendi mücadelesini başlattığında Sovyetler Birliği dimdik ayaktaydı, Salih’in grubu bir avuçtu. Salih’i o zamanlar tanıyan sayın Hocamız Profesör Ahmet Bican Ercilasun 1986’da Taşkent gezisi hatıralarını "Gülnar" (Ötüken neşriyatı, İstanbul,1997) adli kitabında anlatıyor.
Bugün bir çok Birlikçiler kendileri gibi Salih’i de "bu Polatov’u Birliğe getirdi", diye suçluyorlar. (Birlikçi Alibay Yolyahsiyev, "Yolname" sayfa 178) Evet, Salih Polatov’un Birliğe başkan olarak seçilmesini sağladı ve hata yaptı, bu hata ona pahalıya mal oldu, şimdi bu Polatof kaç yıldır ki Kerimov’a değil, Salih’a karşı "savaşıyor". Çeşitli makamlara M. Salih şeriatçıdır, irticaicidir, diye mektuplar gönderiyor, ona karşı akılalmaz iftiralar uyduruyor. Kerimov’un gazeteleri bugün Salih’e nasıl hücum ediyorsa, eski komünist, "yeni milliyetçi" Polatof kendi web sayfasında Salih’e öyle saldırıyor. Bu hınç ve nefretin sebebi ise basit: Polatof zavallı hiç lider olamadı, kimse saygı göstermedi. Hased onun kişiliğini, o da başkanlığını yaptığı teşkilatı bitirdi.
Muhammed Salih’in sürgünde geçirdiği 8 yıl içinde Kerimov bir saniye bile onu unutmadı, defalarca mahkemeye çıkardı, olum cezasına çarptırılmasını istedi.
Muhammed Salih 1990 şubat ayında Özbekistan Parlamentosuna milletvekili seçildi. 20 haziranda Partisi tarafından hazırlanan "Özbekistan’ın Bağımsızlık Bildirgesi"ni Parlamentoya sundu ve bu bildirge orada aynen kabul edildi.
Bu tarihi hadise sadece Salih veya ERK Partisinin değil, belki de tüm Türkistan Milliyetçilerinin ilk büyük zaferi idi. Özbekistan, beş Türk cumhuriyeti içinde ilk olarak bağımsızlığını ilan eden cumhuriyet olmuştu. Fakat o zamanki Komünist Partinin, Özbekistan Sekreteri İslam Kerimov bu Bağımsızlık Bildirgesini çiğneyerek, 1991 Mart Referandumunda oylamaya hile karıştırıp, Özbekistan’ı tekrar Sovyet boyunduruğuna soktu. Ancak 1991 Ağustosundaki Rus Şovenistlerinin Gorbaçov'a karşı başarısız darbesinden sonra Sovyetler kendiliğinden dağılmaya başladı. Kerimov bir anda Milliyetçiler tarafına geçti ve onların talebiyle hemen darbeden sonra, 29 Ağustos da Özbekistan’ın bağımsızlığını ikinci kez ilan etmek zorunda kaldı. Böylece Özbekistan tarihe bir yılda iki defa bağımsızlığına ''kavuşan'' bir ülke olarak geçti.
Muhammed Salih 1991 yılının Aralık ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine Kerimov'a karşı adaydı. Fakat ERK in ne hak hukuku, ne parası ve ne de propaganda için araç gereci vardı. Üstelik, secim sandıklarının başına sadece iktidarın, yani Kerimov'un gözlemcileri tayin edildi. Sayımı da onlar yaptılar. Devlet Radyosu tarafından yapılan ilk açıklamalarda Muhammed Salih'in oyların %31'ini aldığı ilan edildi, fakat bu ilandan 3 saat sonra Muhammed Salih'in sadece % 15 oy aldığını, yine 1 saat sonra ise sadece % 12,7 oy aldığını açıkladılar. Bu "açıklamalar" seçim sonuçlarının Kerimov ve Komünistleri ne kadar şaşırttığını gösteriyordu.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi seçimlere hile karıştırılmıştı. Secime hile karıştırıldığının ispatı olarak ERK Partisi üyeleri tarafından yüzlerce çuval sahte oy pusulaları bulunup seçim komisyonuna sunuldu. Fakat kimse bunu dikkate almadı. Namuslu bir seçim olsaydı oyların üçte ikisini aldığı görülecekti! Kremline bağlı kadronun iktidarı terk etme niyetinde olmadığı anlaşılıyordu. Bu seçimler, Muhammed Salih önderliğindeki Muhalefetin halk arasındaki itibarini ve gücünü net bir şekilde gösterdi. Kerimov, hile karıştırılan bu seçimleri protesto eden talebelere kurşun sıkarak ERK taraftarlarını korkutmak istedi. Fakat ERK artık sadece Taşkent’te değil bütün ülke çapında kök salmış bir teşkilata dönüşmüştü. Kerimov, 1992’nin mayıs ayına kadar ERK Partisinin beş yerel gazetesini kapattı. Birkaç parti üyesini tutuklattı, parti yönetimine karşı soruşturma açtı; buna benzer baskıları günden güne şiddetlendirmesine rağmen ERK karargahı bir UMUD KAPISI haline gelmişti. ERK Partisinin Genel Merkezi ülkenin bir yüreği idi sanki!
Bütün kesimlerden insanlar bu merkezde toplanıyordu. Mart ayında Amerika Dışişleri Bakanı James Baker'in Taşkent’te Muhammed Salih’le görüşmesi Kerimof’u tam çileden çıkardı. Çok geçmeden Muhammet Salih, 1992'nin mart ayında Özbekistan’ın tüm muhalefet gruplarını ERK çatısı altında toplayıp bu birleşmeyi "Özbekistan Demokratik Forumu" diye ilan etti. Bu kuruluşa Kerimof’un eski taraftarlarından bazı milletvekilleri bile katılmaya başladı. Salih, ilk iş olarak, 27 iktisat profesörünü toplayıp Özbekistan’ın iktisadi haritasını çıkartmalarını ve ona göre iktisadi programını hazırlamalarını önerdi. Ve bu ilhamla işe başladı alimler. Bütün bunlar Cumhurbaşkanı Kerimov için psikolojik baskı oluyordu.

Kerimov'dan Ortaklık Teklifi
Demokratik Forum'un Mart ayında yapılan ilk toplantısı, halkta büyük ümitler uyandırmıştı. İkinci toplantısı mayısın ilk on günü içinde yapılacaktı. Kerimov bunu mutlaka önlemek istiyordu.
2 Mayıs günü Kerimov, Muhammet Salih'i Başkanlık Sarayına, öğle yemeğine davet ediyor. Dört buçuk saat devam eden bu yemekli sohbette Kerimov, seçimlerdeki rakibi Muhammed Salih'i hükümete ortak olmağa davet ediyor: "Sen hükümete gireceksin, dört bakanlık ve dört bakan yardımcılığı senin partine verilecek kendin de hükümette (benim koltuğum hariç) istediğin makama oturabilirsin! Şimdi iki ferman (Başkanlık emirnamesi) hazırladım. Şu pilavı yiyip bitirdiğimizde o fermanlardan birisini senin tercihine göre doldurup imzalayacağım!" diyor Kerimov. Ve bunun karşılığında "Demokratik Forumu" dağıtmasını istiyor, Salih’ten!
Sovyetler döneminde bile demokrasi için tavizsiz mücadele veren Muhammet Salih için böyle bir teklif ağır hakaret gibiydi. Salih bunu kabul ederse Muhalefet Cephesini satmış olurdu: Böyle bir teklife olumlu cevap beklemek cehaletti. Salih, bu teklifi tereddütsüz reddetti. Bazı dostları, Salih'in bu kararından ötürü onu "Siyasi taktikleri bilmemekle" suçlasalar da son yıllardaki dramatik olaylar Salih'i hakli çıkaran örneklerdir. Kerimov hükümetiyle çalışma en fazla üç ay sürebilirdi. Bu sürenin sonunda Salih ve arkadaşları adi suçlarla itham edilip ya hapse atılır ya da öldürülürlerdi. Kerimovla çalışanların feci sonları bunun göstergesidir.

Milletvekilliğinden İstifa
Muhammed Salih'in Kerimof’un "vesayet teklifi"'ni reddetmesinden sonra bütün partililer üzerinde yaygın baskı rejimi gittikçe şiddetini arttırarak devam ediyordu. Parlamentoda halkın desteğiyle seçilmiş Milletvekili sayısı da çok azdı. Ezici çolunluğu eski sistemle tayin edilip gelen temsilciler oluşturmaktaydı. Orada meclis muhalefeti yapmanın bir anlamı yoktu. Sine-i millete dönme kararı verdi.
Bir gün, Kerimov'un uşaklarından birisinin meclis kürsüsünden yaptığı saldırılara cevap vermek için söz istedi ve bu isteği reddedildi.
Bunun üzerine Milletvekilliği kartını kürsüye fırlatarak toplantıyı terketti. Ardından (2 Temmuz 1992 günü) Parlamento üyeliğinden istifa etti.
Bu olay, yani bir üyenin kendi serbest iradesiyle parlamento üyeliğinden ayrılması Sovyet tarihinde de görülmemiş bir olaydı. M. Salih bu kararını halka şöyle duyurmuştu:
"Kerimof Yönetimi, ülkenin derin sosyal ve ekonomik problemleriyle uğraşmak yerine muhalefette bulunan kişilere karşı savaş açmıştır. Biz de demokrasi savaşına, bu antidemokratik komünist yüksek sovyeti (yani bu parlamento) dışında devam edeceğiz!"
Bu karar, bütün dünyada ve Moskova’da derin yankılar uyandırdı. Fakat yönetimin baskısı da dayanılmaz hale geldi. Çember her gün biraz daha daraldı ve nihayet Lider de tutuklandı. Uluslararası af örgütü olayı şiddetli bir üslupla protesto etti.
Bunu diğer milletlerarası kuruluşların uyarıları izledi. Ve bu etki ve tepkiler Lider'in "tutuklanıp bırakılması" oyunlarıyla devam etti. Nihayet Muhammed Salih, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bir gece yakın dostlarının yardımıyla Kazakistan üzerinden Azerbaycan’a geçti, oradan (bütün tarih boyunca görüldügü üzere her Türkistanlı Mülteci gibi o da) İstanbul’a geldi. Bunu haber alan Cumhurbaşkanı Turgut Özal, kendisi ile görüşmek istedi. Verilen randevu 17 Nisan Saat.17.00 idi. Ankara’ya indiğinde kendisini karşılayanlar Özal'in vefat haberini bildirdiler. Türkiye’ye geldikten sonra hayatinin acılarla dolu sürgün dönemi başladı.

Eylül Kurultayı (Başkansiz Kurultay)
1993 yılı Nisan ayı başlarında, Muhammed Salih Özbekistan’ı terk ettikten sonra, Özbekistan yönetimi ERK Partisinin başına kendisine tabi olabilecek bir grubu getirmeğe çalıştı. Böylece ERK Partisi tamamen kontrol altına alınmış, muhalefet etkinliğini yitirmiş olacak ve Kerimof da 1995 seçimlerine rakipsiz girecekti. Bu planını gerçekleştirmek için Kerimof, ERK Yönetimine özel bir mesaj göndererek:
"-Salih'i Partiden uzaklaştırırsanız, parlamento seçimlerine girersiniz, benim kotamla bir grubunuz Milletvekili seçilir; Salih, PARTI Başkanı iken partiniz hiçbir zaman yasal teşkilat haklarını kullanamayacaktır," diye tehdit eder.
Bunun üzerine ERK yönetiminden iki profesör (S. Yigiteliyev ve Ş. Kerimov) "Partiyi kurtarma" bahanesiyle Cumhurbaşkanının bu teklifini kabul eder ve Haziran ayından başlayarak Partinin ülke çapındaki bütün il ve ilçe teşkilatlarını dolaşıp olağanüstü kurultay için imza toplarlar. Temmuzda imzalar yeterli sayıya ulaşır. Ve eylül sonunda Kurultay toplanır.
İki profesörden birine, bu gayretlerinden dolayı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı verilerek ödüllendirilir. Diğerine de ERK Partisi Başkanlığı peşin olarak verilir.
Bu iki profesörün, gayretleri ve iyimser tahminleri yukarısını çok sevindirmiş ve ülkenin en görkemli salonunun ERK Kurultayına bedava tahsisi için emir verilmiştir.
Fakat, yukarıdaki bu oyunlara tabanın nasıl bir tepki göstereceğini, Muhammet Salih dahil, kimse kestirememişti. Kurultay, 25 Eylül 1993 Cumartesi günü Tekstilciler Sarayında görkemli bir açılışla çalışmalarına başlar. Kurultay divanında Cumhurbaşkanı maslahatgüzarı Kirgizbayev de misafir sıfatıyla yerini alır. "Hükümet Basını" temsilcileri, bazı yabancı ülke diplomatik temsilcileri de kongreyi takip etmektedirler. İlk konuşmacı olarak sürgündeki Lider Muhammet Salih'in audio-kaset'e kaydedilmiş nutku dinletilir. Bu nutuk fevkalade etkili olur.
İkinci konuşmacı Prof Dr Sadi Kerimof teşebbüsü ele almak ister; Salih'in konuşmasını sert bir dille tenkit ederek konuya girer, amma iki dakika dayanabilir. Salon hep bir ağızdan:"-Kerimof’un ajanları dışarı!" diye bağırmağa başlar. Bu profesör iner, diğeri söz alır havayı yumuşatmak için muhalefette kalmanın faydalarına temas eder ve ne yapmak gerektiğini anlatmağa çalışır. Seçimlere geçmeden önce Genel Başkanlık adayları tespit edilir. Tam dokuz kişinin adaylık için müracaat ettiği görülür. Sonunda her biri teker teker söz alarak Muhammet Salih lehine adaylıktan çekildiklerini beyan ederler. Ve sonunda Muhammet Salih, 100% oy oranıyla gıyabda Parti Genel Başkanlığına tekrar seçilir. Kurultay toplantısından sonra Hükümet, bekleneni yapmaya başlıyor: Orada söz alan bütün delegeler takibe alınıyor, nezarethanelere atılıyor, dövülüyor, işkenceden geçiriliyor, hapsediliyor. İki milletvekili parlamentodan ihraç ediliyor; Parti Genel Sekreteri de öldüresiye dövülüyor; dört kişi hapse atılıyor, diğerleri ülkeyi terke zorlanıyor ve saire...

Salih'le Kerimov'u barıştırma çabaları
Kerimov’u muhalefetle barıştırmak isteyenlerden birisi de Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'di. Sayın Demirel 1994 ocak ayında Isviçre’nin Davos kentinde Dünya Liderleri Zirvesinde Kerimov'a, muhalefetle barışmayı öneriyor ve bunun ülke yararına olacağını vurguluyor. Ve ilave ediyor:"-Muhammet Salih de barışa karşı değil, ben ikna ederim!" diyor. Özbekistan Cumhurbaşkanı bu teklife o kadar sert tepki gösteriyor ki Süleyman Demirel, Özbek muhalefeti hakkında konuşmanın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu anlıyor. Ve her karşılaşmalarında bu konunun dikenli problem olduğunu görüyor ve Salih'i Türkiye’den sınırdışı etmekten başka çare göremiyor, Salih Bey de buna tevekkülle boyun eğiyor! Barış için ikinci hamle A.B.D. Milli Demokrasi Enstitüsünden geliyor. Bu kurum tarafından Özbek Muhalefeti ve Özbekistan Adliye Bakanı riyasetinde bir heyet Amerika’ya davet ediliyor. Buluşma 1 şubat 1995'de gerçekleşiyor. Panelde bir gün boyunca konuşmalar yapılıyor, yine bir sonuç alınamıyor.
Barış için üçüncü çabayı Alpaslan Türkeş gösteriyor.
Kerimov'a yazdığı 18.07.1996 tarihli mektubu, ona göndermeden önce, ayni gün Muhammed Salih’e postalıyor, görüşünü istiyor. O da mektuptan bir bölümünün çıkartılması şartıyla muvafakatini bildiriyor. Bu isteğe göre son şekli verilmiş olan mektubun 4 Ağustos 1996'da Özbekistan Büyükelçiliği kanalıyla Kerimov'a gönderiyor. Mektup özetle söyle:
"- Özbekistan ERK Partisi Genel Başkanı Sayın Muhammed Salih birkaç yıldan beri yurt dışında bulunmaktadır. Kendisi ile Türkiye’de ve Avrupa’da üç defa görüştüm. Evvela Zat-i alinizle Muhammed Salih arasında ne geçtiğini bilmiyorum. Fakat Zat'iniza karşı daima hürmetkar bir lisan kullanmaktadır.
Büyük insanlar büyük ruhludurlar. Kendilerine karşı işlenen kusurları affederler. Özbekistan halkı için birlik ve beraberliğin önemli olduğunu takdir buyurursunuz. Lütfederek Muhammed Salih Beye dostluk elini uzatmanızı istirham ederim. Onun size yazmış olduğu bir mektubu ben ekli olarak Zat-i alinize takdim ediyorum. (Ancak, Türkeş Muhammad Sali’in bu mektubunu``uzlaşma ruhu zaif`` diye Karimov’a göndermiyor ). Lütufkar cevabinizi bekliyorum. Şahsen kendim Zat-i alinize derin hürmetlerimi ve selamlarımı sunuyorum."
Kerimof’un üç buçuk ay sonra buna verdiği uzun cevabin konuyu ilgilendiren kısmı da şöyle:
"..Daha çok kısa olan bağımsızlığımız süresince çok zor bir yolu kat'etmiş bulunuyoruz. Öyle insanlar oldu ki, bazıları bizim seçtiğimiz yol için savaştılar; bazıları bize güvenmediler; bazıları hata yaptılar; ama biz onların hiçbirini halkımızın düşmanı yerine koymuyoruz. Onlar kendi hatalarını anladıklarında hiç kimse onların Özbekistan’ın geleceği için çalışmasına mani olamayacaktır. Sayın Muhammet Salih konusunda ise o da diğerleri gibi aynı yolu izleyebilir. Ama bunun için önceden şartlar koşmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Her şey şartlar ve Devlette yüksek mertebeye sahip olma konusundaki davalar olmadan gerçekleşmelidir. Sayın Alpaslan Türkeş, her şeyin Özbekistan Cumhuriyeti Anayasası ve mevzuatlarına göre olması gerektiğini siz de çok iyi biliyorsunuz."
Altında kendi imzası olan bu satırlardan anlaşılmaktadır ki Kerimov, bu siyasi rakibinden kurtulmaktan başka bir şey düşünmemektedir.
15 mart 1999’da KOÇ Grubunun Özbekistan’daki otomotiv fabrikasının açılışına davet edilen Süleyman Demirel'in Kerimov'un zoruyla: "-Biz Özbeklerle kardeşiz. Özbekistan’ın dostu Türkiye’nin dostu, onun düşmanı Türkiye’nin düşmanıdır. Kerimov’da benim kardeşimdir, onun düşmanı benim de düşmanımdır. Muhammet Salih Türkiye’ye giremez!" demesi Salih’i üzmüştür. O tarihlerde Parti gazetesi ERK'de yayınlanan makalesi su satırlarla bitiriyor: "Ben, azatlık ve demokrasi ideallerine sadık olan tüm insanları bu yalanlara inanmamağa çağırıyorum! Özbekistan için iyilik isteyen kim varsa onların bugün şu anda orada sürmekte olan zulme karşı kendi sözlerini söylemeye çağırıyorum! Özbek halkına karşı başlatılan bu geniş çaplı terör hareketlerinin bir an önce durdurulmasını talep etmenizi istiyorum! Suçsuz insanları işkenceye tabi tutup, hücrelerde mahkemesiz infazlara, cinayetlere ''Dur!'' demeğe davet ediyorum! Özbekistan'da hürriyet ve demokrasi yandaşlarına bu ağır günlerinde yardim ediniz, diyorum!"..
Muhammed Salih, Türkiye’den çıkarıldıktan sonra bir ara Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki kardeşinde kalır. O sıralar ben de Kiev’deydim, Muhammed Salih’i yüksek bürokratlardan bir dostumun evine aksam yemeğine götürdüm; hemen masaya oturduk. Ev sahibesi hanim dikkatle kendisini süzmeğe başlar, nihayet dayanamaz: "-Beyefendi, Özbek şairi Muhammed Salih değilimsiniz?" diye sorar. "-Bir zamanlar şairdim!" cevabini alınca, "-Size bir sürprizim
var!" deyip masadan kalkar, biraz sonra elinde bir şiir kitabiyle gelir. Kapağında Muhammed Salih'in fotoğrafi vardır, kendisine uzatır: "-Bütün Ukraynalı milliyetçiler size hayrandır. Bu kitapta sizin azatlık şiirleriniz vardır. Onlar Ukran diline çevirerek basılmıştı. Bütün gençlerin çantasında bu kitabiciği görürdünüz. Hepimiz size hayrandık! Lütfen bunu imzalar misiniz?" der. Salih Bey'in bu kitaptan haberi yoktur; imzalar, ev sahibine iade eder. Yemekte ülkenin tanınmış gazetecileri de vardır. Kendisine uzun uzun iltifat ederler; siyasi mücadelelerinde de kendisine yürekten yardim edeceklerini söylerler.
Muhammed Salih’in kendi ülkesinde yazdığı şiirler 1997 de Türkiye'de de ''AGAÇLAR SAIR OlSA" adıyla yayınlanmıştır. Bu kitaba bir takdim yazısı yazan Sayın BÜLENT ECEVIT, Muhammed Salih için bakın ne diyor:
"- ....Batı'da politikacı ozanlara pek rastlanmaz; ama doğuda, özellikle Türk ülkelerinde politikacılar, devlet adamları arasından çok değerli ozanlar çıkmıştır. Özbek Ozanı Muhammed Salih hem Özbek Türklerinin önemli bir ozanı, hem de Özbekistan’ın ana muhalefet partisi olan ERK Partisinin genel başkanıdır. Muhammed Salih şiirlerini baskı dönemlerinde yazmıştır. Sovyetler Birliğinin dağılışından sonra da Özbekistan’da baskı ortamı bir ölçüde sürmektedir. Fakat usta ozanların şiir dili en ağır baskılar altında bile özgürlük ışığını yanar tutabilir. Bir politikacı olarak Muhammed Salih ve onunla birlikte Özbekistan’da demokratikleşme hareketine öncülük eden arkadaşları bugün hala, bir bakıma, yerden yere vuruluyorlar. Ama Muhammed Salih bu baskılara kendi şiir dilinde, 'Eğer hiç kimse beni yere vurmasaydı göğe nasıl sıçrayabilirdim?' diye meydan okuyabilen bir politikacı ozan'dır. Ozan olarak o, zaten göğe sıçramıştır. İnanıyorum ki önderlik ettiği demokrasi ve özgürlük hareketinin de göğe sıçrayacağı günler yakındır!"
Fakat Ecevit’in arzu ettiği "o günlerin" yaklaşmasından korkan diktatör Kerimof Muhammed Salih Türkiye’den sınırdışı edildikten sonra da ona karşı sinsi savaşını devam ettiriyor.
Özbekistan’da seçimler yaklaşıyordu, 1999 aralık ayında Parlamento ve 2000 yılının başında Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktı. Her secim öncesi ERK partisini secime sokmamak için Kerimov bir provokasyon uydurduğunu herkes biliyor ve bu seferinde de bir şeyler yapacağını bekliyordu. Fakat kimse provokasyonun bu kadar kanlı ve vahşiyce yapılacağını kestirememişti. 16 şubat 1999 da Taşkent’in tam merkezinde ard arda patlayan bombalar, 11 kişinin hayatına mal olmuş bu vahşet, Kerimov iktidarda kalabilmek için her şeye hazır olduğunu gösterdi.
Bu kanlı olay Kerrimov rejimi tarafından tertiplendiği apaçık idi. Fakat o günleri bunu emin bir şekilde söylemek olanaksızdı.
Ama Kerimov çok emindi kendinden. Kerimov bu olayın faili olarak , "İslam terröristleri" ve ..kimi dersiniz ...evet, Muhammed Salih’i suçluyordu!
Böylece ERK partisi üçüncü kez seçimlerde dışlanmış oldu.
Kendisi hakkında uydurulan suçlamalara Salih Partisinin resmi organı ERK gazetesinde şöyle cevap veriyor:
"Taşkent’teki 16 şubat patlamaları mahkemesi hiç bir soruya cevap vermedi, tersine soruları yine de çoğalttı.
Bombaları patlatan icracıların mahkemede verdiği net ifadesi şu: "Muradilla Kaziyev diye bir kişi bize bu eylemi gerçekleştirmemiz için emir verdi; biz de emri yerine getirdik. Kaziyev, sık sık: (Ben Yoldaşev filanı tanımam; ben kendi kendime beyim) deyip dururdu!
"Böylece değil ben, hatta o Yoldaşev'in; hatta Türkiye’de tutuklanıp Taşkent’te mahkemeye çıkarılan, Yoldaşev'in adamları Askarov ve Mamatkulov'larin bile patlama olaylarıyla ilgileri hiçbir şekilde ispatlanamamıştır!
Sanık Askarov, mahkemede bombayı patlatan gençlere hitaben: "Bu nefis bendeleri para için bu işi yapmışlardır!" diye sahnedeki aktörler gibi bağırdığında mahkeme salonundaki insanlar hayrete düşmüşlerdir. Onlar, Muhammed Salih ve Türkiye’ye karşı, Türkiye’nin eski Başbakanına karşı, tüm asılsız ifadeleri veren bu Askarov suçsuz ise o halde Salih'in, Türkiye’nin ve eski Başbakanının olaylarla ne alakası var? diye düşünmüşlerdir. Kerimov, eylem icracılarının ifadelerini sansürleyip, Askarov ve Mamatkulov'larin benim hakkımdaki yalan ifadelerini medyaya-basına dağıtmış ve bana karşı suçlamaları şu temele oturtmuştur: Bu ifadeler:
"Yoldaşev, Muhammed Salih'i görmüş, Salih ona şöyle-şöyle demiş, bunu bize Yoldaşev anlattı," gibi dedikodu düzeyindeki safsatadan ibaret. Halbuki bu insanları ne görmüşüm, ne de onlarla konuşmuşum. Farzı mahal, beni bu insanlar görmüş bile olsa, bunun 16 Şubat patlamalarıyla ne alakası olurdu?
Kerimov’a bu suali tevcih edecek bir yiğit yok! Kerimov, mahkeme öncesi dünya kamu oyuna benim hakkımda bir film-belgesel göstereceğini ve benim Afganistan’da Talibanlarla anlaşma yaptığımı, onların lideri Molla Ömer’le görüştüğümü ispat edeceğini ilan etmişti. Bu iddianın neye dayanarak ortaya atıldığını Türkiye’de yayan yapan Maoist "Aydınlık" gazetesinin 27 Haziran 1999 tarihli sayısını okuyan kişi hemen anlar. Gazete benim hakkımda yazarken: "Muhammet Salih hem Talibanlar, hem Fethullah Hoca ile, hem CIA ile, hem Ülkücüler, hem de Suudi Arabistan’daki Rabıta ile bağlantılıdır! "diyor ve benim sahip olmadığım bir sürü yeteneği sayıyor.
"Aydınlık" yine onurla: "-Biz, Salih'in Talibanla anlaşıp Kerimov’a karşı darbe yapacağını bir yıl önce haber vermiştik!" diye haykırıyor! Bu, doğrudur! Kerimov, Türkiye'deki yoldaşlarından gelen bu ihbar üzerine 16 şubat Mahkemesinin stratejisini oturtmuştur. Beni, "şeriatçı terörist" olarak tanıtmak için diğer iftiraların yanı sıra"Aydınlık" daki ihbar da büyük rol oynamıştır. Fakat bu yoldaşlar Kerimov'a Salih'in Talibanlarla bağlarını maddi olarak kanıtlayacak kaseti vermemişler ve gezegenimizin son diktatörünü dünya kamuoyunda mahcup etmişlerdir. Buna ragmen16 şubat, Kerimov'a muhalefeti tasfiye için büyük fırsat yaratmış ve binlerce kişi zindana atılmıştır. "Aydınlık" daki yoldaşlar bundan da onur duysalar gerek!
Kerimov, 16 Şubattan hemen sonra, patlamalar arkasında M. Salih’in bulunduğunu ilan etmişti. Henüz eylem icracılarından hiçbiri tutuklanmadan, Salih bu eylemin arkasındaki kişi olarak dünyaya duyurulmuştu. Daha doğrusu 16 Şubat patlamalarının bas suçlusu 16 Şubat' dan epey önce tespit edilmişti. Yani ortada henüz suç yokken suçlu vardı: Kerimov, bu erken suçlamaları hiç tereddütsüz söylüyordu, çünkü delil ve kanıtların işkence vasıtasıyla bol bol bulacağına inanıyordu.
Fakat bu yöntemlerle alınan ifadeler bile benim suçumu hiçbir şekilde kanıtlayamadı. Kerimov bundan dolayı dört tarafa saldırıyor. Diktatörün "azametinden", değil Özbek Basını, hatta Taşkent’te bulunan Türk Haber Ajansları da ürkmüş olmalıdırlar ki sadece Kerimov’un onayladığı TV yayınlarına dayanarak 16 Şubat olayını yorumluyorlardı. Kerimov, kendisine suikast senaryosunu Türkiye Kamuoyuna yoğun bir şekilde pompalamayı başarı ile sonuçlandırıp, simdi Rusya’daki pozisyonunu pekiştirmeğe başladı galiba...
Rusya’nın önde gelen aydınları ve siyasetçileri benim mücadelemi destekleyerek dünya kamuoyuna müracaatta bulunmuşlardı. Bundan rahatsızlanan Kerimov oradaki yoldaşlarını harekete geçirdi. Ünlü, haftalık "Moskovski Novosti" dergisinin 6-12 Haziran sayısında Senaber Şermetova diye yazar şöyle yazıyor: "Duyumlara göre Muhammet Salih Ortadoğu’da, bazen Avrupa’da yaşıyor. Taşkent’te Salih'i esasi darbeci olarak tanımlıyorlar. Kerimov'u tasfiye ettikten sonra Salih, yurt dışından vatana ak at üzerinde dönecekti....
Şimdi Muhammed Salih ismi Moskova bağlantılı olarak ortaya çıktı. Geçen 1998 yılında Salih, tam iki kez Moskova’da bulunmuş ve Aleksandr Lebed ile görüşmüştür. Yine o, Kremlindeki birileriyle de görüşmüştür. Muhalif Liderin kiminle görüştüğü bir sır! Bu haber Kerimov'a ulaşınca, Taşkent’te fırtınalar koptu!
Büyük ihtimalle bu fakt Taşkent’te ilan edilecek. 16 Şubat Mahkemesi, görünüyor ki, sonuncusu değil!"
Evet, bana da öyle geliyor; bu mahkeme sonuncu değil! İftiralar, töhmet ve uydurma suçlamalar devam edecek.
Demek ki tutuklamalar, duruşmalar, sahte tanıklar, yalan ifadeler, ve zalimane hükümler
okunmaya, masum insanlar zindana atılmaya devam edecektir. Zulüm maratonu bitmedi. Bize Allah'dan güç-kuvvet dileklerinizi bekliyorum..

 
  Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı! Sitene Ekle  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=